Borsa nedir, hisse almak tam olarak ne demek
Bu serinin ilk yazısı. Hiçbir şey bilmediğinizi varsayarak başlıyoruz ve sonuna kadar hiçbir adımı atlamayacağız.
Şirketin bir parçasını satın alıyorsunuz
Bir şirket kurdunuz. Büyümek için paraya ihtiyacınız var. İki yolunuz var: borç almak ya da ortak almak.
Borç alırsanız faiz ödersiniz ve şirket sizin kalır. Ortak alırsanız faiz ödemezsiniz ama şirketin bir kısmı artık sizin değil.
Halka açılmak, ikinci yolun en geniş hali. Şirketin sermayesini paylara bölüp bu payların bir kısmını binlerce insana satıyorsunuz. Her pay, şirketin çok küçük bir parçasının mülkiyeti.
Bir hisse aldığınızda yaptığınız şey bu. Bir kağıt parçası ya da bir sayı almıyorsunuz. Gerçek bir şirketin, gerçek fabrikalarının, markasının, çalışanlarının ve gelecekte üreteceği kârın çok küçük bir yüzdesini alıyorsunuz.
Bu cümle basit görünüyor ama pratikte sürekli unutuluyor. Fiyatı yükselen bir hisse aldığınızda, aslında bir şirkete ortak oluyorsunuz. O şirketin ne iş yaptığını bilmiyorsanız, neyi satın aldığınızı da bilmiyorsunuz.
Ortak olarak neyiniz var
Hisse sahibi olmak size üç şey veriyor.
Kâr payı hakkı. Şirket kâr eder ve dağıtmaya karar verirse, payınız oranında size düşer. Dağıtmak zorunda değil, karar genel kurulda alınır.
Oy hakkı. Genel kurulda oy kullanabilirsiniz. Küçük yatırımcı için pratikte etkisi sınırlı ama hak olarak var.
Tasfiye hakkı. Şirket kapanırsa, borçlar ödendikten sonra kalan varlıklardan payınıza düşen. Pratikte genelde geriye bir şey kalmaz, o yüzden bu hak teoride kalıyor.
Ve bir dördüncüsü var ki insanların çoğu sadece onunla ilgileniyor: hisseyi aldığınızdan daha pahalıya satma imkanı.
Fiyat neden değişir
Hisse fiyatı, o hisseyi almak isteyenlerle satmak isteyenlerin buluştuğu yer. Başka bir şey değil.
Alıcılar satıcılardan istekliyse fiyat yükselir, tersi olursa düşer. Bu kadar basit ve bu kadar zor.
İnsanlar neden isteklerini değiştirir peki. Uzun vadede tek bir sebep var: şirketin gelecekte üreteceği nakit hakkındaki beklentiler. Şirket daha çok kazanacak gibi görünüyorsa payı daha değerli olur.
Kısa vadede ise onlarca sebep var. Faiz oranları, kur, sektör haberleri, endeks değişiklikleri, büyük bir fonun pozisyon kapatması, sosyal medyada yayılan bir söylenti, sadece o gün piyasanın havası.
Bu ayrım işin özü. Uzun vadede fiyatı şirketin performansı belirliyor. Kısa vadede fiyatı insanların ruh hali belirliyor. İkisini karıştırdığınız anda kararlarınız tutarsızlaşıyor.
Birincil ve ikincil piyasa
İki farklı şey var ve karıştırılıyor.
Şirket halka açılırken hisseleri ilk kez satar. Bu paraya şirket alır, işine yatırır. Buna birincil piyasa deniyor ve halka arz bu.
Sonrasında o hisseler yatırımcılar arasında el değiştirir. Siz bir hisse aldığınızda paranız şirkete gitmez, o hisseyi size satan kişiye gider. Buna ikincil piyasa deniyor ve günlük borsa işlemlerinin tamamı burada geçiyor.
Yani bugün BIST’te bir hisse aldığınızda şirkete sermaye koymuyorsunuz. Sadece bir başkasının ortaklık payını devralıyorsunuz. Bu, “ben bu şirketi destekliyorum” düşüncesinin neden yanlış olduğunu da açıklıyor.
Kim var bu piyasada
Karşınızda kimlerin olduğunu bilmek faydalı.
Bireysel yatırımcılar. Siz ve benzerleriniz. Türkiye’de işlem hacminin önemli bir kısmını oluşturuyorlar.
Yerli kurumsal yatırımcılar. Yatırım fonları, emeklilik fonları, sigorta şirketleri. Genelde daha uzun vadeli ve kurallara bağlı çalışıyorlar.
Yabancı yatırımcılar. Yurt dışı fonlar. Türkiye’de belirli dönemlerde fiyatların ana belirleyicisi olabiliyorlar. Giriş çıkışları takip ediliyor.
Şirketin kendisi ve ortakları. Geri alım programları ve içeriden öğrenenlerin işlemleri.
Algoritmik işlemciler. Kısa vadeli fiyat farklarından kâr etmeye çalışan otomatik sistemler.
Bunların hepsi aynı fiyata bakıyor ama farklı sebeplerle işlem yapıyor. Bir hisseyi sizin sattığınız fiyattan alan kişinin sizden daha az bilgili olduğunu varsaymak, çoğu zaman yanlış.
Kazanç iki yerden gelir
Toplam getiriniz iki bileşenden oluşuyor.
Sermaye kazancı: aldığınız fiyatla sattığınız fiyat arasındaki fark.
Temettü: şirketin dağıttığı nakit.
Uzun vadeli getirilerde temettünün payı sanıldığından büyük, özellikle yeniden yatırıldığında. Ama Türkiye gibi yüksek enflasyon ortamında nominal sermaye kazancı çok daha görünür olduğu için temettü ikinci planda kalıyor.
Bir de kaybetme ihtimali var ve bunu net söylemek gerekiyor. Hisse senedi mevduat değil. Şirket batabilir, hisseniz sıfırlanabilir. Anaparanız garanti altında değil.
Enflasyon meselesi
Türkiye’de bir cümleyi baştan yerleştirmek gerekiyor: nominal getiri sizi yanıltır.
Yılda yüzde 60 kazandınız diyelim. Enflasyon yüzde 65 ise, satın alma gücünüz azaldı. Kağıt üzerinde kazandınız, gerçekte kaybettiniz.
Bu yüzden performansınızı iki şeye karşı ölçün: enflasyona ve endekse. Endeksin altında kaldıysanız, bireysel hisse seçmek yerine endeksi takip eden bir araç almak daha iyi olurdu.
Ne zaman başlanmaz
Şu üç durumda hisseye para koymayın.
Acil ihtiyaç fonunuz yoksa. Üç ila altı aylık giderinizi karşılayacak, kolay erişilebilir bir paranız olmadan borsaya girmek, en kötü zamanda satmaya mecbur kalmak demektir.
Kısa vadede ihtiyacınız olacak parayla. Altı ay sonra ev peşinatı ödeyecekseniz o para borsada olmamalı. Borsa altı ayda ne yapacağını kimse bilmiyor.
Yüksek faizli borcunuz varken. Kredi kartı borcunuz varken hisse almak, matematiksel olarak neredeyse her zaman kaybettiren bir tercih.
Bu seride ne var
Sıradaki yazıda pratik tarafa geçiyoruz: aracı kurum nasıl seçilir, hesap nasıl açılır, gerçekte ne kadar masraf ödersiniz.
Sonrasında emir tipleri, fiyatın nasıl oluştuğu, şirket nasıl analiz edilir, fonlar nasıl çalışır ve risk nasıl yönetilir konularına sırayla gireceğiz.
Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır, yatırım tavsiyesi değildir.